1 Mayıs 2013 Çarşamba

2 Mayıs

Tüm doğu toplumları gibi biz de muhafazakar bir toplumuz. Yeniliğe çok açık olmadığımız gibi muhafazakarlığın diğer emarelerini de üzerimizde bolca barındırırız. Mesela anlık-geçici patlamalar ve öğrenilmiş refleksler.
Belli başlı günlerimiz vardır bizim. Bunlardan en bilinenleri milli ve dini bayramlardır. Bu bayram günlerinde kitlesel olarak bambaşka bir psikolojiye bürünür ve her zamankinden daha çok birbirimize benzeriz.
Memlekete giderken kaşındaki piercingi çıkarıp saçları kestiren arkadaşınızı, ateist olmasına rağmen bayram sabahı dedesiyle birlikte bayram namazına giden diğer arkadaşınızı düşünün mesela. Tanıdık geldiğini düşünüyorum zira benim bu durumda bir sürü arkadaşım var. Ancak emin olun bundan pek şikayetçi değiller çünkü bunun biraz da tiyatro olduğunun farkındalar. Çünkü bizim toplumumuz bu tip mevzuları içselleştirmiştir. Yani olayların bütünsel algısının dışına çıkarak sadece en pik noktalarını seçip hayatının ritüeline katmıştır. Onlar artık ibadet değil, birer gelenektir.
Milli bayramlarda da konu farklılaşmaz. 29 Ekim'de cumhuriyet konusunda söylemler, analizler, güzellemeler çığrından çıkarken 30 Ekim'e en ufak yansımasını göremezsiniz. 23 Nisan, 30 Ağustos da pek farklı kutlanmaz. Bizim memlekette bunlar öğrenilmiş reflekstir artık. Bu tip özel günlerde toplum ve devlet ne yapması gerektiğini bilir, 3 aşağı 5 yukarı yapar ve aynı gece hepsini unutur.
Burada en farklılaşmasını beklediğimiz gün 1 Mayıs'tır. İşçi Bayramı olan 1 Mayıs, devrimci kesimler öncülüğünde kutlandığından dolayı emek mücadelesinin bir nişan günü olarak da değerlendirilebilir. Tabii ki normal şartlarda.
Tam bu noktada hemen kısa bir şekilde notumu düşeyim : "bugün polisin yaptığına söylenecek çok laf var ancak emrah serbes zaten söyledi. o ne diyorsan benim hesaba da aynısını yazın."
Ben şahsen 1 Mayıs'ın "sendikaların taksim meydanı'na girip giremeyeceğinin belirlenme günü" olarak bilinçlere yer edinmesinden nefret ediyorum. 1 Mayıs emeğin direnişidir. Emekçinin hak arayışının taçlandığı gündür. Emekçilerin Türkiye'deki en büyük sorunlarından 3'ünü yazalım mesela
- Taşeronlaşma
- Güvensiz ve sağlıksız koşullarda çalışma
- Adaletsiz ücretlendirme
Bugün bunlardan hangisiyle alakalı devlete ve şirketlere uyarıda bulunulabildi? Hangisinin vahameti konuşulabildi toplumda? Hiçbiri. Yine bütün 1 Mayıs Taksim ve Beşiktaş'ta yaşananlar üzerine konuşarak geçirildi. Bunun üzerine bir düşünün bence. Şeytanın avukatlığını yapıyorum ancak bir taraftan da bunları söylemek için çok da bunu yapmaya gerek olmadığını fark ediyorum. Milli ve dini bayramlar gibi, emeğin bayramı da acaba onu kutlayanlar için özünden sapıp bir taksim ritüeli haline mi geldi? Bu soru çok tehlikeli biliyorum ancak bu ülkede birileri kendine bunu sormalı. Bu işin turnusolu da 2 Mayıs günüdür. Eğer 2 Mayıs'ta bugün yaşananlarla ve söylemek istenip de söylenemeyenlerle alakalı en az bugünkü kadar büyük bir ses çıkarsa ve bu devam ettirilirse anlarız ki sendikalar gerçekten emekçiye sahip çıkıyor. Aksi halde yarın yine 5-10 köşe yazarının yazılarıyla olay azıcık daha konuşulacak ve sendikalar grev, sokak toplantısı gibi şeyleri akıllarına getirmeyecekse o zaman ne yazık ki ülkemizdeki sendikal ve birkaç sol yapılanmanın 1 Mayıs'ı artık öğrenilmiş reflekslerle değerlendirdiğini söyleyebiliyor olacağız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder