26 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi Vicdan Testiydi, Siyaset Şimdi Başlıyor

31 Mayıs gecesinden beri başka şeyler oluyor. Hiç sokağa çıkmamış insanlar sokaklara çıkıyor, adaletsizliğe başkaldırmamış insanlar faşizme lanet ediyor. Bunların hepsi muhteşem gelişmeler. Vicdanı olan insanlar, sonunda bunun farkına vardılar. Tabii bu arada da paket program bir faşizm gördük, görüyoruz. Adaletin olmadığı, vicdanın olmadığı, ahlakın olmadığı zamanlar yaşıyoruz.
Peki bu zamanları yaşamaya 31 Mayıs gecesi mi başladık? Tabii ki hayır. Adaletsizlik bu ülkede bir devlet geleneğidir. Şimdi aklıma kalan, yaşıtlarımla birlikte şahit olduğumuz örneklerden birkaçını yazayım.
- Sivas Katliamı'nın zaman aşımına uğraması,
- Roboski Katliamı,
- Hrant Dink'in öldürülmesi,
- Balyoz, Ergenekon, Oda TV davalarındaki hukuksuzluklar,
- Cumartesi Anneleri'nin yaşadıkları,
- Reyhanlı Katliamı ve daha niceleri.
Çok uzun bir liste bu. Sizin de aklınıza tonla madde geldi eminim. Hatta biraz uğraşsak sabaha kadar yazarız muhtemelen ancak gerek yok. Durumun vahameti gözler önünde. Peki bu kadar olay olmuşken hukuk neredeydi?
Bugün neredeyse oradaydı. Roboski'de kürtler devlet eliyle bombalandı, ses yok.
Sivas'ta ölenlerin hesabı sorulamadı. Katillerin avukatları iktidar partisinde siyaset yapıyorlar.
Hrant Dink davasında her şey ayan beyan ortadayken "örgüt bulunamadı". Olayın üstü örtüldü.
Balyoz, Ergenekon, Oda TV davalarının suyu çıktı, bütün hukuksuzluklar açıklandı, sonuç yok.
Cumartesi anneleri, evlatlarının kemiklerine hasret öldü. Berfo Ana evladının mezarında bir göz yaşı dökemeden gitti. Berfo Ana'ya üzülenler çoktu ama kaç kişi isyan etti bu evlatların katline?
Reyhanlı'da ne oldu? Neden kapandı konu?
Bakın sadece bu 6 gerçeği ele aldığımızda bile ne kadar acı bir manzara çıkıyor karşımıza. Ne kadar yaşanmayası bir ülke oluveriyor Türkiye. Üzücü. Üzücü olduğu kadar da enteresan. O kadar yaşanan olay varken insanlar hiçbir şey olmamış gibi davrandı. "Ama kürtler de hede hödö, ya Ergenekonda hukuksuzluk var ama sonuçta asker de zamanında hede hödö," diye aptalca ve onursuzca konuşabildiler. Oysa ki adaletsizlik, adaletsizlikti ve bunun açıklaması olamazdı.
Tabii bunun yanında üniversitelerde yaşadığımız saçma sapan adaletsizlikleri de düşünelim. İTÜ'deki asistan eylemi mesela. O kadar bilim insanının emeği çalınıp, bilim üretme hakları adaletsizce ellerinden alınırken "siktir et abi, şimdi hiç uğraşamam gitmekle" diyen bir ton insan vardı. Üstelik bu insanlar AKP'li falan değil, hani geçen gün eylemde yüzüne talcidli su sıkan çocuklar var ya, işte onlardan biri.
İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü'nde bitirme projelerini seçme hakkı insanların elinden alınıp, zorunlu sistem getirildiğinde bir forum düzenlendi. "Abi İstinye Park'ta yemek yiyoruz valla gelemem şimdi kusura bakma" diyen, "Bahçede sigara içiyorum ya valla keyfim iyi, siz takılın ben imza atarım" diyen bir ton insan vardı. Bu insanlar da öyle sistem sevdalısı falan değil he, geçen gün işte müdahaleden önce birlikte barikat kurduğun elemanlardan biri.
Bu süreçte sessiz kalan, yukarıda bahsettiğim cevapları vermekte beis görmeyen arkadaşların bir çoğu ile birlikte Gezi Direnişi'nde mis gibi mücedelemizi verdik. Sokağa çıkamayıp ya da çıkmayıp direnişe destek olanların sayısı da azımsanacak gibi değil. Ancak herkese sesleniyorum, adaletsizlik bu ülkeye 30 Mayıs 2013 sabahı saat 05:00'da giriş yapmadı. Hep vardı. Çoğunda birçoğumuz, bazısında da birçoğunuz ortalarda yoktu. Şimdi ne mutlu ki hepimize, hep birlikteyiz. Hep, birlikte olalım. Yalnız unutmayın ki Gezi Parkı Direnişi'nin çok büyük bir kısmı vicdan ve ahlak meselesiydi. Yani polisin o şekilde saldırıları olmasaydı, muhtemelen o AVM'den de yapımına başlanınca haberdar olacaktık. Şimdi hepimiz gerçekleri sokaklarda gördük. Artık devletin yapabileceklerini ve yaptıklarını biliyoruz. İşte aslında şimdi başladı her şey. Bundan sonra erk sahiplerinin hukuksuzluklarına karşı vurmadan, kırmadan ya da zeka ağırlıklı yapılan başkaldırışlara "siktir et abi, uğraşamam şimdi", "istinye park'ta yemek yiyorum, gelemem valla" ya da "ya sanki bişey değişecek oğlum mal mısın?" gibi saçmalıklarla tarafsız kalmazsınız. Çünkü hani "Gezi Parkı Direnişi'nde tarafsız kalanlar da zulmedenden taraftır" diyoruz ya(bizzat ben de diyorum bunu) işte diğer tüm zulümlerde de tarafsız kalan zulmedenden taraftır.
Gezi Parkı, vicdan muhakemesinin siyasi bilinçten daha önde geldiği bir mücadele olduğu için güzel bir eylem oldu. Ancak ne olursa olsun bu bir siyasi duruştur ve siyasi bilinç gerektirir. Şimdi hepimize düşen geçmişe yönelik özeleştirileri vermek, son 1 ay'ı iyi okumak ve geleceği inşa etmek. Okuyarak, tartışarak, değişerek, gelişerek. Unutmadan, dışlamadan, kendini büyük görmeden. Çünkü eğer sen bugün yaptığın şeyi abartırsan, yaptığın işi de anlamsızlaştırmış olursun. Bu direniş her destekçisiyle kolektif bir direniş ve ona değer katan en önemli etmenlerden biri de bu.

Not: Direniş sürecinde hayatını kaybedenler hiç aklımızdan çıkmasın, çünkü artık onların yarına dair umutları bize emanet. Mekanları cennet olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder