- Senin saatten haberin var mı!
- Yo hayır.
- Güzel. Demek ki hala yeterince vaktimiz var.
- Nasıl yani?
- Şöyle. Şimdi ne kadar vaktimiz kaldı?
- Dedim ya. Bilmiyorum.
- Tamam işte. Farkında olmadığımız, bilmediğimiz her mefhumdan muaf sayılıyoruz ya biz hayatta hani.
- Eee?
- Zamanın farkında olmadığımız durumda da kimse bizi gecikmekle falan suçlayamaz.
- Diyosun?
- Evet.
- Askerde yapsana bu açıklamayı içtimaya gecikince falan. Anlatsınlar sana zaman mefhumunun farkındasız sikimsonikliğini.
- Ya sulandırma şimdi. Abi bana zaman ve mekan boyutunun farklılığını düşün şim..
- Bi dakika! Devam edip beyin yakacaksan gidiyorum.
- Lan anlatıyoruz işte abi, iki muhabbet edilmiyor ya.
- Gideyim mi?
- Yok lan tamam otur sustuk.
- Çay getireyim mi?
- İstemem.
- İç işte bir bardak lan. Trip atma.
- Ne tribi ya, canım istemiyo. Neyse hadi getir. (O gün felsefeyi bıraktı)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder