23 Temmuz 2013 Salı

Öteki "Y" Kuşağının Sıkıntısı

Murat Menteş, Temmuz'un ilk haftası gibi öteki y kuşağı ile alakalı bir yazı yazdı. Bu yazıda,Merve Sağanak, Nazife Enginar [Marmara Ün. Tıp Böl. -İngilizce] ve Büşra Özen isimli arkadaşlar, gezi gençliğinin övüldüğünü ancak kendilerinden hiç bahsedilmediğini, kendilerinin de y kuşağından olduğunu söylemişler. Kendilerinin başları örtülü ve bu arkadaşlarımızın şikayet ettiği nokta, gezi eylemleri sürecinde direnişçilerin fazla ön plana çıkartılması, çok zeki ve yaratıcı olduklarının yazılıp çizilmesi ve kendilerinin davet edilmemiş olması. 
Öncelikle söylemek isterim ki bu 3 arkadaştan hiç biri başlarının örtülü olması konusunda bu süreçte en ufak bir saldırıya uğramamış.
Gezi'de kılınan Cuma namazı kendilerine yetersiz görülmüş. Antikapitalist Müslümanlar'ın katılımı da renkliliği belirtmek için yetersizmiş. Gezi kısmı, kendileriyle diyalog kurma çabası içine girmemiş ve kendileri de bu nedenle olaydan uzak kalmışlar. Aslında gezi direnişindeki "benim şahsen katıla katıla güldüğüm" bir sürü şey de o kadar yaratıcı değilmiş. Bir de kendileri başları örtülü olduğu için dışlanmaktan bıkmışlar. 
Kendileri de sanatı seviyorlarmış ancak bir türlü sanat faaliyetlerinin manyetik alanına giremiyorlarmış. Hep dışlanıyorlarmış zaten. 
Bir de Taksim Dayanışması sivil haklar mücadelesini murdar etmiş. Olmamış yani o direniş. Üstelik direnişçiler her şeyi elektronik ortamda kayıt altına alarak, kendisine bir hikaye yaratmış ve bu hikayede, bu üç arkadaşa yer olmamış. Hele o meydanda piyano resitali var ya, o kadar itmiş ki yoksulları. Yoksullar Ahmet Kaya dinlermiş.(Keşke bir parka girip çalan müzikleri 15 dakika dinleseymiş.)
"Bugüne dek en az Gezi'deki gençler kadar eyleme katıldım" diyor mesela biri. Neyle ölçtüyse kendisi artık.
Böyle işte anlattıkları. Uzunca bir yazı yazmak isterdim bu konuda ancak kırıcı olmak istemiyorum. Sanırım şunu söylemek yeterli; 2013 senesinden başörtüsü yüzünden dezavantajlı duruma düştüğünüzü söylerseniz, size gülerler. Bu tavır, oyundan uzak kalıp bütün eğlenceyi kaçırıp diğer çocukların mutluluğunu görünce kendi içini ferahlatmaya çalışma tavrıdır. Bir de bu "çok tatlı, mazlum ve demokratik" olduklarını söyleyen arkadaşlarımız başbakan çok sert olduğu için Kazlıçeşme'ye gitmeyen ancak "AK Partiliyim" diyebilmeyi çok isteyen arkadaşlarımızmış. Başörtüsü konusunda AK Parti'nin pratikteki özgürleştirici tavrı da kendilerini AK Parti'ye mecbur bırakıyormuş. Açıklamaları bu yani. Ben tüm bu çıkarımlardan sonra şunu anladım ki bu üç arkadaş, kendi arkadaş çevrelerindeki dışlanmışlık durumunu tüm başörtülülere mal ediyor olabilirler. Bir de konunun başörtüsüyle hiç ilgisi olmayabilir. Yani ortada çok büyük bir yanlış anlaşılma var. O nedenle komikleşmeye gerek yok. 

16 Temmuz 2013 Salı

Sokrates'in İstifası

- Senin saatten haberin var mı!
- Yo hayır.
- Güzel. Demek ki hala yeterince vaktimiz var.
- Nasıl yani?
- Şöyle. Şimdi ne kadar vaktimiz kaldı?
- Dedim ya. Bilmiyorum.
- Tamam işte. Farkında olmadığımız, bilmediğimiz her mefhumdan muaf sayılıyoruz ya biz hayatta hani.
- Eee?
- Zamanın farkında olmadığımız durumda da kimse bizi gecikmekle falan suçlayamaz.
- Diyosun?
- Evet.
- Askerde yapsana bu açıklamayı içtimaya gecikince falan. Anlatsınlar sana zaman mefhumunun farkındasız sikimsonikliğini.
- Ya sulandırma şimdi. Abi bana zaman ve mekan boyutunun farklılığını düşün şim..
- Bi dakika! Devam edip beyin yakacaksan gidiyorum.
- Lan anlatıyoruz işte abi, iki muhabbet edilmiyor ya.
- Gideyim mi?
- Yok lan tamam otur sustuk.
- Çay getireyim mi?
- İstemem.
- İç işte bir bardak lan. Trip atma.
- Ne tribi ya, canım istemiyo. Neyse hadi getir. (O gün felsefeyi bıraktı)